22.4.17

Atatürk, Kültür ve Dil (Makale)


Atatürkçülük

Atatürkçülükte Türk devletinin dinamik idealine ulaşması için “Millî kültürün her alanda açılarak yükselmesini temin etmek” esas alınmıştır. Millî kültürde bir dinamizm vardır. Millî kültürün geçmişte sağladığı büyük başarılar, sadece öğretmek için değil, aynı zamanda gelişmeye devam etmek için güç kaynağı olarak kullanılmalıdır. Aksi hâlde geçmişte millî kültürün ulaşabileceği en yüksek noktaya eriştiği kabul edilmiş olacaktır. Hâlbuki inkılapçı olan Atatürkçülük, millî kültür konusunda da inkılapçıdır. Çünkü devamlı olarak ileri gidemeyen bir kültür, yok olur.

Uygulamada kültür ve uygarlık aynı anlamdadır. Atatürk, geçmişte bazı Türk düşünür ve aydınlarının yaptığı kültür ve uygarlık ayrımını ortadan kaldırmış ve bunu “Medeniyetin ne olduğunu başka başka tarif edenler vardır. Bence medeniyeti kültürden ayırmak güçtür ve lüzumsuzdur. Bu görüşümü açıklamak için kültür ne demektir tarif edeyim. Bir insan toplumunun, devlet hayatında, fikir hayatında yani ilimde, toplum biliminde ve güzel sanatlarda, ekonomik hayatta yani tarımda, sanatta, ticarette, kara, deniz ve hava ulaştırmacılığında yapabildiği şeylerin ortak sonucudur. (...) Şüphesiz her insan toplumunun kültür, yani medeniyet derecesi bir olmaz. Bu farklar, devlet, fikir, ekonomik hayatların her birinde ayrı ayrı göze çarptığı gibi bu fark üçünün ortak toplamı üzerinde de görülür. Önemli olan sonuçlar arasındaki farktır.” diyerek açıklamıştır. (...) Kültür, kendisini, somut ve soyut ürünler ile tanıtır. Atatürk uygarlığın milletler için bir bütün olduğunu “Yüksek bir kültür, onun sahibi olan millette kalmaz, diğer milletleri de etkiler. Büyük kıtaları kapsar. Belki bu nedenle olacak, bazı milletler, yüksek ve geniş kapsamlı kültüre medeniyet diyorlar. Avrupa medeniyeti, çağımız medeniyeti gibi...” sözleriyle açıklamış. “Memleketler çeşitlidir fakat medeniyet birdir ve bir milletin ilerlemesi için de bu tek medeniyete ortak olması lazımdır.” diyerek milletlerin aynı uygarlığa sahip olduklarını belirtmiştir.

Atatürkçülükte millî kültürün somut ve soyut etkenleri bir arada sürekli geliştirilmeli ve çağdaş uygarlık düzeyinin üstünde tutulmalıdır. (...) Atatürk bu görüşü “Türk milletine çok yaraşan bu ideal, onu, insanlığa hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta başarılı kılacaktır.” diyerek tanımlamış ve “Asla şüphem yoktur ki Türklüğün unutulmuş büyük medenî niteliği ve büyük medenî kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.” diyerek bu konuda Türk milletine olan güvenini belirtmiştir. (...)

Atatürkçülükte “Medeniyet yolunda yürümek ve başarılı olmak hayatın şartıdır. Bu yol üzerinde duraksayanlar veyahut bu yol üzerinde ileri değil geriye bakmak cahilliği ve tedbirsizliğinde bulunanlar, medeniyetin coşkun seli altında boğulmaya mahkumdurlar.” (...)

Atatürkçülük, çağdaş uygarlığa katılmayı öngörmekle birlikte, taklitçiliği reddeder. Amacımız kendi kültürümüzü medeniyet düzeyinin üzerine çıkarmaktır. “Biz, Batı medeniyetini, bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz.” demekle bu fikri açıklamaktadır. (...)

Atatürkçülük

Millî kültürün temelleri, millî tarihtedir. Atatürkçülük, Türk kültürünün geliştirilmesi ve yükseltilmesi yolunda tarih konusuna özel bir önem verir. Bunun sebebi, ortak yaşanmış bir tarihin bir milletin oluşmasında en etkin unsurlar arasında olmasıdır. Tarihî bağlılık, aynı zamanda, bir arada bağımsız yaşamanın da başlıca dayanağıdır.

Dondurulmamış, daima gelişen bir kültür anlayışına sahip olan Atatürkçülükte kültür, milletin tarihî gidişini gösteren bir harekettir. Yani kültür değerlerinin kökenlerini tarihte, yaşanılan geçmişte aramak gerekir. Birlikte yaşanmış parlak bir geçmiş, millî gururu ve bilinci güçlendirmek ve geleceğe güvenle bakmak dayanağını vererek millî yapıyı pekiştirecektir. (...)

Atatürk'ün Türk tarihi üzerinde özellikle durmasının nedeni, kuşkusuz, tarihin millî bilinci kuvvetlendirmedeki gerçeklere dayanan rolüdür. Türk tarihi zengin bir tarihtir ve genç nesillere her konuda en iyi ilham verecek, güç verecek olaylarla doludur.

Atatürk “Türk kabiliyet ve kudretinin tarihteki başarıları meydana çıktıkça bütün Türk çocukları kendileri için lazım olan atılım kaynağını tarihte bulabileceklerdir. Türk çocukları bu tarihten bağımsızlık fikrini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, harikalar yaratan adamları öğrenecekler, kendilerinin aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu kabiliyetle kimseye boyun eğmeyeceklerdir.” sözleri ile Türk tarihinin parlak yönlerini karartmaya ve başarılarını küçümsemeye varan düşmanca tutumlara karşı çıkıyordu. (...) Türk milletinin tarihteki güçlü yerini bilmesi ve bununla övünmesi gerektiğine inanan Atatürk, “Büyük devletler kuran atalarımız, büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, incelemek ve Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur.” diyerek bu konudaki sorumluluklarımızı belirtmiştir. (...)

Atatürkçü tarih görüşü, insanlığı geniş bir aile olarak kabul edip insanları ayıran ve bölen savaşlar ile çatışmalar yerine, dikkati, insanlığın ortak malı olan kültür gelişmelerine ve uygarlık eserlerine çekerek birleştirici yönüyle değer taşır.

“Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkı, medenidir. Tarihte medenidir, hakikatte medenidir. Türkiye Cumhuriyeti halkı, fikriyle, zihniyetiyle medeni olduğunu ispat etmek ve göstermek mecburiyetindedir. Medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı, aile hayatıyla, yaşayış şekliyle, medeni olduğunu göstermek zorundadır.” (...) sözleriyle Atatürk, Türk tarihini Türk halkının uygar olduğunun delili olarak göstermiş ve Türk milletinden, uygar yeteneklerini her yönüyle göstermesini istemiştir. (...)

Dil, millî kültürün ilerlemesi ve yayılmasında önemli bir araç olduğu gibi millî duygunun gelişmesinde ve bağımsızlığın korunmasında da önemli bir etkendir. Ayrıca dil, milleti oluşturan kişilerin birbirini kolayca anlaması ve millî bütünlüğün korunması için bir zorunluluktur. Bu nedenle, Atatürkçülükte, millî kültür, bağımsızlık, millî bütünlük ve toplumsal barışın korunması, sürdürülmesi için milleti oluşturan kişiler arasında konuşulan dilin birbirinden farklı olmaması, sade, anlaşılır ve zengin olması gereklidir. Türk milletini meydana getiren unsurların başında Türk dili vardır. “Türk'üm” diyen herkesin Türk dilini bilmesi ve kullanması şarttır. (...) Millet kavramı için zorunlu olan kültür ve ülkü birliğinin dil birliği olmaksızın gerçekleşebilmesi söz konusu değildir. Atatürk, bu gerçeği “Millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı olan vatandaşların oluşturduğu siyasi ve sosyal toplumdur.” şeklinde belirtmiştir. Türk milletinin iki parçadan meydana gelmesi mümkün değildir. Bu temel esas her şeyden çok, dil için geçerlidir. Türk dili tektir ve bütün Türkler tarafından aynı şekilde bilinip kullanılmaktadır. (...)

Atatürkçülük

Türk dili ile ilgili olarak göz önünde bulundurulması gereken temel esasların başında, Türkçenin güzelliğine, zenginliğine ve gücüne olan güven ile bu dilin büyük bir kültür dili olma yolunda taşıdığı potansiyele olan inanç yer almalıdır. Atatürk “Türk milletinin dili Türkçe'dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği sayısız tehlikeli felaketler içinde, ahlakının, geleneklerinin, hatıralarının, çıkarlarının kısaca bugün kendini millet yapan her şeyin dili sayesinde korunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” diyerek dilimize olan güven ve inancını belirtmiştir. (...)

Türk diline gereken önemin verilmesini öngören Atatürkçülükte “Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır.” Türk dilinin özündeki zengin hazinenin gün ışığına çıkarılması bütün Türk milletinin başta gelen millî görevlerindendir. Bu görevi gerçekleştirme yolunda ilk adımları, Türk Dil Kurumunun kurulması ve Dil Kurultaylarının düzenlenmesi ile atan Atatürk “Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olması”nı vurgulamış, dil konusunun herkesi ilgilendirmesi gereken bir devlet meselesi olduğuna dikkat çekmiştir. (...)

Sonuç olarak Türk dilinin sadeleştirilmesi ve geliştirilmesi, Atatürkçülüğün üzerinde önemle durduğu konulardan biridir. Atatürkçülükte “Millî duygu ile dil arasındaki bağ, çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin, ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.” (...)

ATATÜRKÇÜLÜK - 3
(Kısaltılarak düzenlenmiştir.)

0 yorum: