23.4.17

Uzun Mehmet (Biyografi)


İnsanlığa Hizmet
(...)

Bundan uzun yıllar önce Türkiye'de maden kömürü var mı, yok mu bunu bilen yoktu. Bizde maden kömürünü ilk defa Uzun Mehmet adında bir genç buldu. Böylece memlekete büyük hizmet etti.

Uzun Mehmet bir köylü çocuğu idi. Zonguldak'ta bir köyde doğdu, büyüdü. Asker oldu.

İstanbul’a gitti; orada deniz eri olarak askerlik yaptı. Maden kömürünü ilk defa asker ocağında gördü; onun memlekete ne kadar gerekli bir şey olduğunu asker ocağında öğrendi.

Günler geldi, geçti. Askerlik bitti. Son gün erler toplandılar. Uzun Mehmet de onların içinde idi. Bölük komutanı geldi. Elinde bir parça maden kömürü vardı. Dedi ki:

Güneşe Doğru (Hikaye)


Başarı

Çocuğun sarı saçları alnına dökülmüştü. Güneşten iyice yanmıştı. Kumluğa uzanmış, kayalardan türlü numaralarla denize atlayanlara bakıyordu. Çocukların kimisi dibe gidiyor, kum, taş, yosun, midye çıkarıyor, kimi de az ilerden geçen motorlara doğru kulaç kulaç yüzüyordu.

“Kaptan bana bir karpuz at.” diye bağırıyordu kıyıdaki çocuklar.

(...)

Kaptan; akıntıya, dalgaya, yorgunluğa, tehlikeye filan bakmadan burunlarına kadar sokulan çocuklara bir iki karpuz atıyorlardı. Sonra çocuklar, kıyıda yere vurup parçalıyorlardı karpuzu. Avurtlarını şişere şişire, ağızlarından burunlarından suları aka aka, güle oynaya, tadına madına bakmadan karpuzu yiyorlardı.

Gazi Paşa'ya Ağıt



-Sana ağıt değil, destan yaraşır.-
Bütün rüzgârlar beni bulmalı şimdi
Şimalden, cenuptan; garptan ve şarktan 
Artık süvariler başka seslerle yarışsın.
Bir dağ taşıyorum omuzlarımda,
Haşre dek götüreceğim koşaraktan.

Çanakkale'de Söylenen Nutuk (Anı)


Atatürkçülük

İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Çanakkale'ye teftişe gidecek. Veda için ziyaret ettiği zaman Atatürk şöyle diyor:

— Çanakkale'yi ziyaret ettiğin zaman aziz şehitlerimizi de ziyaret edeceksin. Bu vazifeyi yapacağına şüphe yok! Yalnız nasıl nutuk söyleyeceksin! Ben söyleyeyim; burada yatan aziz şehitlerimiz, sizi hürmetle, saygı ile anıyoruz, diyeceksin. Mehmetçik Abidesinin başında, dilinin bütün yeteneğiyle konuşacaksın. Burada rahat ve huzur içinde yatınız, diyeceksin. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz bu boğazlar aşılır, İstanbul işgal edilir, vatan toprakları istilaya uğrardı, diyeceksin.

Türk Hanımlarıyla Birlikte Sahneye (Anı)


Atatürkçülük

Vasfı Rıza Zobu'nun anlatımı ile 12 Temmuz 1923 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından kabul edilişleri:

Behzat, Bedia Muvahit, Şadi, Darülbedayi sanatçıları adına Paşa'nın oturmakta olduğu İzmir, Göztepe tarafındaki Uşakizade Muammer Bey'in Köşkü'nde huzura kabul edildiler.

Bunlar da Mustafa Kemal Paşa'yı herkes gibi zaferlerinden ve resimlerinden tanıyorlardı. Paşanın fikrî görüşü, anlayışı ve taassubu hakkında hiçbir bilgileri yoktu. Bu kabul büyük adamla ilk karşılaşmaydı.

22.4.17

Milli Ahlak (Mektup)


Atatürkçülük

Sevgili Öğretmenim,

Bizleri, Atatürk'ün yolunda, Türk milletini gönülden seven, varlığını Türk varlığına armağan edebilecek vatandaşlar olarak yetiştirme çabanızı hâlâ sürdürüyorsunuz. Ne mutlu bize!

Son mektubunuzda bizlerden Türk milletinin ahlakını ve Atatürk'ün millî ahlak konusundaki görüşlerini araştırmamızı istemişsiniz. Biz, sınıf arkadaşlarımla birlikte bu konuda araştırmalar yaptık. Daha önce olduğu gibi pek çok bilgi, söz ve düşünceye ulaştık. Bunları size bildirme görevi de bu kez bana düştü. İşte bulduklarımız...

Akılcıydı, Bilime İnanırdı (Deneme)


Atatürkçülük

Gazeteci yazar Falih Rıfkı Atay anlatıyor:

Bir gün, Türkiye Cumhuriyeti için nasıl bir arma bulmak gerektiğini tartışıyorduk. Arkadaşlardan biri, temel motif olarak “kurt”u önerdi. Atatürk sordu:

— Ne kurdu?

— Bozkurt.

Ve uzun hikayesini anlattık. Gülümseyerek:

Atatürk, Kültür ve Dil (Makale)


Atatürkçülük

Atatürkçülükte Türk devletinin dinamik idealine ulaşması için “Millî kültürün her alanda açılarak yükselmesini temin etmek” esas alınmıştır. Millî kültürde bir dinamizm vardır. Millî kültürün geçmişte sağladığı büyük başarılar, sadece öğretmek için değil, aynı zamanda gelişmeye devam etmek için güç kaynağı olarak kullanılmalıdır. Aksi hâlde geçmişte millî kültürün ulaşabileceği en yüksek noktaya eriştiği kabul edilmiş olacaktır. Hâlbuki inkılapçı olan Atatürkçülük, millî kültür konusunda da inkılapçıdır. Çünkü devamlı olarak ileri gidemeyen bir kültür, yok olur.

21.4.17

Dil ve Kimlik (Deneme)


Deneme

Kültürü oluşturan, insanı insan yapan bütün etkinliklerin, başarıların kökeninde dil vardır. Dil olmasa din de olmazdı çünkü kişinin mutlak varlıkla ilişkiler kurması dil yordamıyladır. Dil olmasa, bilim de olmazdı çünkü doğa olaylarını belli kurallara, ilkelere, yasalara göre açıklamak dilsiz gerçekleşemezdi. Dil olmasa sanat da yalnız söz sanatları değil, öbür sanatlar da olmazdı.

Gül Kokardı Babaannem (Tiyatro)


Tiyatro

1 Perdelik Oyun

Kişiler: Anne, Baba, Babaanne, Muhsin, Huzurevi Müdürü.
Dekor: Koltuk, kanepe, sehpa, sehpa üzerinde telefon.
Sahnenin sağ tarafı ev, sol tarafı huzurevinin müdür odası olarak düzenlenir. Işıklandırma iki farklı ortamı aydınlatmada bağımsız kullanılır.

1. Sahne (Ev)

(Babaanne, koltukta oturmuş. Muhsin koltuğun önünde yüzü babaanneye dönük. Her ikisi de seyirciye profilden görünecek şekilde oturmuş. Sahne aydınlanırken)
Babaanne: Sonra kırk gün kırk gece düğün yapmış, evlenmişler. Ömür boyu mutlu yaşamışlar. Gökten üç elma düştü. Biri sana, biri bana, biri de bu masalı dinleyenlerin başına. Nasıl, beğendin mi masalımızı?
Muhsin: Hem de çok. Ağzına sağlık babaanne. Harikasın sen. Barış Manço'nun süper babaannesi gibisin. Hatta ondan da iyisin.

18.4.17

Okumak (Sohbet)


Sohbet

Kültürü çok geniş değerli bir dostum geçen gün bana diyordu ki:

— Artık benim için yeryüzünde bir tek eğlence kaldı: okumak. Ne danstan ne toplanmalardan hiçbir şeyden tatlı bir duygu alamıyorum. İnsanlardan kaçan yabani bir mahluk oldum.

Bu duyuş, belki sinir bozukluğundan geliyor. Yalnız doğru bir tarafı var ki o da bu dostumun her tatlı duyguya karşı taş gibi donuk ve soğuk kaldığı hâlde okumaktan kendini alamamasıdır. Demek kültürlü bir insan için düşünen, anlayan, öğrenmek isteyen bir kimse için her eğlence geçebiliyor; hepsi sönüp gidiyor, yalnız okumak kalıyor.

17.4.17

Isıtan Güneşe Şiir



Tepelerin güneye bakan yamaçlarında
Bekledim seni,
Tarlalarda bekledim,
En umutsuz günlerimde,
Karanlıklarda,
Bu kışlar kolay geçmedi güneşim.

15.4.17

Değişmeler Hızlı Oluyor (Sohbet)


Sohbet

Nesiller arasında, yalnız giyiniş, kuşanışta değil, düşünüş ve anlayış bakımından da birtakım farklar olur. Modanın değişmesiyle, bir zaman beğenerek giydiğimiz elbiseler bize nasıl tuhaf görünürse, zamanın değişmesiyle de düşünüş ve anlayışlarda değişiklikler olacaktır. Yalnız, eski elbiselerimiz zamanla bize tuhaf göründüğü hâlde eski fikirlerimiz, eski düşüncelerimiz gözümüzde çabucak tuhaflaşmaz. Terzilerin yeni moda elbiseleri üzerimize güzelce oturtmaları gibi, fikir terzileri de olsa ve onlar eski fikirleri, eski düşünceleri kafamızdan bir gömlek gibi çıkarıp yerlerine yenilerini giydirebilseler nesiller arasında görülen bütün düşünce farkları da çabucak ortadan kalkabilecekti. Ne yapalım ki düşünce bahsinde tutum böyle değildir. Gençler yeni düşünceleri, altlarında eski düşünceler olmadığı için kafalarına kolaylıkla yerleştirirken, yaşlılar eskimiş düşüncelerinin eskidiklerinin pek farkına varamayacak gençlerle, zaman zaman anlaşmazlıklara düşerler. Onların gidişlerini ara sıra beğenmeyişleri daha ziyade bundandır.

Padişah'ın Kulakçıbaşısı (Masal)


Masal

Bir varmış bir yokmuş, avlanmaktan, şiir yazmaktan ve resim yapmaktan çok hoşlanan bir Padişah varmış. Günlerden bir gün, çok sevdiği sadrazamı Padişah'ın yanına gelmiş.

"Padişah'ım yaptığınız resimler çok güzel. Değme ressam elinize su dökemez," demiş. "Ama bir padişahın boyalarla haşır neşir olması ne derece doğru? Halk ne düşünür? Siz, sıradan bir sanatçı gibi, elinizi fırçaya, boyaya değdirmemelisiniz. Padişah'ın bir boya karıştırıcısı olmalı."

8.4.17

Uçun Kuşlar


Şiir

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

7.4.17

Ezgiyle Dönen Dünya (Deneme)


Deneme

Memet Baydur'un Anısına

Memet Baydur, birbirinden ilginç yazılarından birinde, Johannes Kepler’in, gezegenlerle ilgili üçüncü yasasını açıkladığı Harmonia Mundi (Dünyanın Uyumu) adlı yapıtında, gezegenlerin, yörüngelerinde dolanırken kendi kendilerine mırıldandıklarından söz ettiğine değiniyordu. Kim bilir, belki de, gezegenler kendi kendilerine değil, birbirlerinden onca uzak olmalarına karşın kendi aralarında mırıldanıyorlardır. Bu arada dünyamızın da kendi eksenin çevresinde döne döne yörüngesinde dolanırken, mi-fa-mi diye mırıldandığını söylüyor Kepler.

3.4.17

Mutlu Prens (Masal)


Oscar Wilde

Kentin yukarısında, yüksek bir sütun üstünde Mutlu Prens'in yontusu duruyordu. Baştan başa ince, saf bir altın tabakasıyla kaplıydı; gözleri iki parlak gök yakuttu, kılıcının kabzasında da kocaman bir al yakut parlıyordu. 

Yontuyu pek beğeniyorlardı. Sanatçı zevkleri olduğu ününü kazanmak isteyen bir belediye meclisi üyesi, "Sanki hava fırıldağı... öylesine güzel," diye düşüncesini belirtti; ama kendisinin pek pratik olmadığını sanırlar korkusuyla hemen ekledi: "Ancak, o kadar da yararlı değil." 

Dikkatli bir anne, ay için tutturup ağlayan oğluna, "Mutlu Prens kadar olamıyor musun? O hiçbir şey için ağlamayı aklına bile getirmez" dedi. 

1.4.17

Saygı (Günlük)



24 Nisan, Cuma

Otobüsteydim bugün. Bir adam bindi. Sarımsak yemiş, yanımda durmadı benim, uzağa gitti, gene de duyuluyordu ağzının kokusu. Burnumu tıkadım. Ben zaten inecektim ama gideceğim yere varmamış olsam da inerdim, çekilir şey değildi o koku.